1 OCAK- 31 MART 2026 TARİHLERİ ARASINDA BASINA YANSIYAN ÇOCUKLARA YÖNELİK ŞİDDET VAKALARININ İNCELEMESİ

0
16
  1. GİRİŞ

Çocuklara yönelik şiddet, yalnızca bireysel vakalar üzerinden değil, toplumsal yapı, kurumlar ve gündelik yaşam pratikleri içerisinde üretilen çok boyutlu bir sorun alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Basına yansıyan vakalar, bu sorunun görünür kısmını oluşturmakla birlikte; şiddetin türü, faillerin profili, mağdurların demografik özellikleri ve olayların gerçekleştiği bağlam hakkında önemli veriler sunmaktadır. Bu yönüyle basın taramaları, çocuklara yönelik şiddetin güncel görünümünü ortaya koymak açısından önemli bir veri kaynağı niteliği taşımaktadır.

SAMER Saha Araştırmaları Merkezi tarafından yürütülen bu çalışma kapsamında; 1 Ocak – 31 Mart 2026 tarihleri arasında çocuklara yönelik şiddet vakaları basın taraması yöntemiyle derlenmiştir. Çalışma sürecinde Evrensel, Bianet, Jin News, Mezopotamya Ajansı, Anıt Sayaç, T24 ve çok sayıda ulusal ve yerel basın kaynağı taranmış; elde edilen veriler SPSS ortamına aktarılmış ve tablolu analiz yöntemiyle incelenmiştir.

Basın taraması sonucunda elde edilen veriler incelendiğinde, vakaların %42,4’ünün Ocak, %40,9’unun Şubat ve %16,7’sinin Mart ayında gerçekleştiği görülmektedir. Bu dağılım, vakaların özellikle yılın ilk iki ayında yoğunlaştığını göstermektedir.

Mağdurların cinsiyet dağılımı incelendiğinde, vakaların %47,8’inin kız çocukları, %36,9’unun erkek çocukları ve %15,3’ünün bilinmeyen kategorisinde yer aldığı görülmektedir. Ancak çapraz analizler dikkate alındığında, şiddetin türüne göre cinsiyet dağılımının farklılaştığı görülmektedir. Özellikle cinsel istismar vakalarının kız çocuklarında (%41,2) belirgin biçimde yoğunlaştığı, buna karşılık darp/yaralama (%25,3), cinayet (%16) ve şüpheli ölüm (%48) gibi vakaların erkek çocuklarında daha yüksek oranlara ulaştığı anlaşılmaktadır. Bu durum, şiddetin türüne göre mağdur profilinin değiştiğini göstermektedir.

Mağdurların yaş dağılımı incelendiğinde, vakaların %35’inin 15-17 yaş grubunda yoğunlaştığı görülmektedir. Bununla birlikte 0-1 yaş grubunda yer alan vakaların en düşük oranı oluşturmasına rağmen, bu yaş grubunda yenidoğan vakalarının da yer alması, küçük yaş gruplarının maruz kaldığı şiddetin niteliği açısından önemli bir bulgu olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca 0-1 ve 2-5 yaş gruplarında şüpheli ölüm vakalarının yüksek oranlara ulaşması, küçük yaş gruplarının farklı türde risklere açık olduğunu göstermektedir.

Şiddet türlerine göre dağılım incelendiğinde, vakaların %30’unun şüpheli ölüm ve %23,6’sının cinsel istismar kategorisinde yer aldığı görülmektedir. Bu kapsamda çalışmada cinsel istismar kategorisi oluşturulurken; basında “cinsel istismar”, “cinsel taciz” ve “cinsel saldırı” olarak yer alan vakalar birlikte değerlendirilmiştir. Bununla birlikte yalnızca “istismar” ifadesiyle yer alan vakalar içerik açısından incelenmiş ve büyük ölçüde cinsel istismar kapsamında olduğu görülerek aynı kategoriye dahil edilmiştir. Öte yandan taciz başlığı altında yalnızca sözlü ve fiziki taciz vakaları değerlendirilmiş, cinsel içerikli olanlar cinsel istismar kategorisine dahil edilmiştir.
Ayrıca şüpheli ölüm kategorisi içerisinde ihmal sonucu gerçekleşen ölümler de bu başlık altında ele alınmıştır.

Faillerin mağdura yakınlık derecesi incelendiğinde, vakaların %45,8’inde failin bilinmediği görülmektedir. Bununla birlikte belirlenebilen vakalar içinde öğretmen (%13,8) ve kolluk kuvvetleri (%11,3) gibi kurumsal bağlamlara işaret eden grupların öne çıktığı görülmektedir. Bu bulgular, çocuklara yönelik şiddetin yalnızca bireysel ilişkilerle sınırlı kalmadığını; eğitim ortamı ve güvenlik birimleri gibi kurumsal alanlarda da ortaya çıkabildiğini göstermektedir.
Bunun yanı sıra öz baba (%4,9), tanıdığı biri/birileri (%5,9) ve arkadaş (okul-iş) (%3) gibi yakın çevreye işaret eden kategorilerin de belirli bir yer tuttuğu görülmektedir. Bu kategoriler, çocuğun gündelik yaşamında doğrudan temas halinde olduğu ve sosyal çevresini oluşturan kişilerden meydana gelmektedir. Bu durum, çocukların yalnızca dış çevreye değil, aynı zamanda kendi sosyal dünyaları içerisinde de şiddet ve risk ile karşı karşıya kalabildiğini ortaya koymaktadır.

Şiddet türü ile failin yakınlık derecesi birlikte değerlendirildiğinde, özellikle bazı kategorilerin öne çıktığı görülmektedir. Örneğin işkence ve kötü muamele vakalarının büyük ölçüde kolluk kuvvetleri ile ilişkilendiği, buna karşılık cinsel istismar vakalarında öğretmen gibi eğitim ortamına işaret eden faillerin belirginleştiği anlaşılmaktadır. Bu durum, şiddetin yalnızca türler arasında değil, gerçekleştiği sosyal alanlara göre de farklılaştığını göstermektedir.

Bunun yanı sıra çalışmada ayrıca mağdur ve failin her ikisinin de çocuk olduğu vakalar ayrı bir başlık altında ele alınmıştır. Bu vakalar, araştırma kapsamında mağdur sayısı esas alınarak oluşturulan veri seti üzerinden değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda, aynı olay içinde birden fazla çocuk mağdur bulunması halinde her mağdur ayrı bir vaka olarak ele alınmıştır. Elde edilen bulgular, bu tür vakaların özellikle ergenlik döneminde yoğunlaştığını ve vakaların önemli bir bölümünün arkadaşlık ilişkileri ve akran grupları içerisinde gerçekleştiğini göstermektedir.

Şehir bazlı dağılım incelendiğinde ise vakaların belirli illerde yoğunlaştığı; özellikle büyükşehirler ve nüfus yoğunluğu yüksek bölgelerin daha fazla vaka ile öne çıktığı görülmektedir. Bu durum, şiddetin mekânsal dağılımının da toplumsal yapı ve nüfus yoğunluğu ile ilişkili olduğunu göstermektedir.

Bu çalışma, çocuklara yönelik şiddet vakalarının güncel görünümünü; şiddet türleri, mağdur ve fail profilleri, yaş ve cinsiyet dağılımları ile mekânsal yoğunlaşmalar üzerinden çok boyutlu olarak ortaya koymayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda elde edilen bulguların, çocuk koruma politikalarının geliştirilmesi ve risk alanlarının görünür kılınması açısından katkı sunması hedeflenmektedir.

Raporun tümünü görüntülemek için tıklayınız…