KÜRTLERE, ALEVİLERE VE MÜLTECİLERE YÖNELİK IRKÇI SALDIRILARA İLİŞKİN 1 OCAK 2026-31 MART 2026 TARİHLERİ BASIN TARAMASI RAPORU

KÜRTLERE, ALEVİLERE VE MÜLTECİLERE YÖNELİK IRKÇI SALDIRILARA İLİŞKİN

1 OCAK 2026-31 MART 2026 TARİHLERİ BASIN TARAMASI RAPORU

SAMER (Saha Araştırmaları Merkezi), Kürtlere, Alevilere ve Mültecilere Yönelik Irkçı Saldırılara İlişkin Basın Taraması kapsamında 1 Ocak – 31 Mart 2026 dönemini kapsayan üç aylık değerlendirmede ulusal ve yerel basında toplam en az 16 ırkçı, ötekileştirici veya dışlayıcı nitelikte haber tespit etmiştir.1 Ocak – 31 Mart 2026 tarihleri arasında basına yansıyan olaylar incelendiğinde, Kürtlere yönelik ırkçı, ötekileştirici ve ayrımcı uygulamaların farklı alanlara yayılarak çok boyutlu bir nitelik kazandığı görülmektedir.

Bu dönemde ifade özgürlüğü ve medya alanına yönelik müdahaleler özellikle dikkat çekicidir. Dijital medya platformu X’in, mahkeme kararları doğrultusunda JINNEWS ile Mezopotamya Ajansı’na ait hesapları Türkiye’den erişime kapatması, Kürtçe yayıncılığın sistematik biçimde kısıtlandığını açıkça ortaya koymaktadır.

Toplumsal olaylara müdahale ve kolluk şiddeti de ihlallerin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. HTŞ çetelerinin Rojava’ya yönelik saldırılarına karşı düzenlenen protestolar sırasında çok sayıda kişi işkence, kötü muamele ve darp yoluyla gözaltına alınmış; sağlık durumu ağır olan bazı bireyler hakkında dahi tutuklama işlemleri sürdürülmüştür. Aynı dönemde çocuklara yönelik ağır şiddet uygulamaları da kamuoyunun gündemine taşınmış; bir çocuğun polis tarafından yere çarpıldığına ilişkin görüntüler, ciddi bir hak ihlali olarak belgelenmiştir.

Yaşam hakkına yönelik ihlaller kapsamında, Tarsus’ta düzenlenen bir protesto eylemine yönelik silahlı saldırıda yaşamını yitiren Kobanêli Baran Abdi’nin ölümü, yaşam hakkının doğrudan tehdit altında olduğunu somut biçimde ortaya koymuştur.

Gündelik yaşam ve kamusal alanda ayrımcılık, bu dönemde yaygın bir örüntü olarak gözlemlenmiştir. Kürtçe konuşmak, Kürt kimliğini çağrıştıran semboller taşımak ya da kültürel pratikleri sürdürmek; gözaltı, darp, tehdit ve idari yaptırımlarla karşılık bulmuştur. Ev baskınlarında yalnızca Kürtçe konuşulduğu gerekçesiyle tehdit yöneltilmesi, çocukların giydikleri kıyafetler nedeniyle hedef alınması ve fiziksel şiddete maruz bırakılması bu uygulamaların somut göstergeleri arasında yer almaktadır.

Spor alanı da ayrımcılığın açıkça tezahür ettiği bir zemin hâline gelmiştir. Futbol karşılaşmalarında tribünlerden yükselen ırkçı ve hedef gösterici tezahüratların yanı sıra, Kürt kimliğine atıfta bulunan sembolik hareketler disiplin süreçlerine konu edilmiştir. Bir futbolcunun gol sevincinde sergilediği bir jestin “ideolojik propaganda” gerekçesiyle cezalandırılması ve bir kulübe Kürtçe müzik nedeniyle ağır yaptırımlar uygulanması, sporun da bu baskı ortamından azade olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Çocuklara yönelik ihlaller de kayda değer bir düzeye ulaşmıştır. Sosyal medya paylaşımları veya giyilen kıyafetler gerekçe gösterilerek çocukların gözaltına alınması ve tutuklanması, ayrımcı uygulamaların yaş grubu gözetilmeksizin hayata geçirildiğini ortaya koymaktadır.

Sivil toplum ve kültürel faaliyetlere yönelik yaptırımlar bağlamında ise Kürtçe eğitim veren bir derneğe yüksek miktarda idari para cezası uygulanması, kültürel hakların kullanımının idari mekanizmalar aracılığıyla kısıtlandığını gözler önüne sermektedir.

İncelenen üç aylık dönemde gerçekleştirilen basın taraması kapsamında Alevilere ve mültecilere yönelik doğrudan ırkçı saldırı ya da ötekileştirici uygulamaya ilişkin herhangi bir vakaya rastlanmamıştır. Bununla birlikte, bu durum söz konusu gruplara yönelik ihlallerin yaşanmadığı biçiminde yorumlanamaz; yalnızca ilgili dönemde basına yansımayan veya tespit edilemeyen vakalarla sınırlı kalındığına işaret etmektedir.

Raporun tümünü görüntülemek için tıklayınız…

Son Gönderiler

Yorum Yapın