AMAÇ VE YÖNTEM
Saha Araştırmaları Merkezi, 2025 Yılında Ergani, Nusaybin, Kızıltepe, Artuklu’da yapmış olduğu Kadın Profili ve Kadına Yönelik Şiddet Farkındalığı Saha Araştırması ile toplam 3713 kadınla görüşerek kadına yönelik şiddeti toplumsal bağlamı ve dinamikleriyle birlikte analiz ederek kapsamlı bir kadın, şiddet profili ve haritası çıkarmayı amaçlamıştır.
4 önemli kentte aynı ölçeklerle yapılmış olan bu çalışmalar benzerlikleri ve farklılıkları ile analiz edilerek farklı kadın profillerinin ve kent sosyolojisinin şiddetin algılanış biçimine, gündelik yaşam pratiklerine, şiddeti etkileyen faktörlere ve şiddetle başa çıkma mekanizmalarına etkisi görülmüş olacaktır.
Çalışma, belirlenen örneklem grubunda yüz yüze görüşmeler yapılarak gerçekleştirilmiştir ve kullanılan soru formu 4 bölümden oluşmuştur. İlk bölüm, araştırma grubunu oluşturan kadınların sosyo-ekonomik-kültürel profillerini de içeren demografik verilere erişmeyi sağlayan sorulara odaklanırken; İkinci bölüm, kadınların günlük ve kamusal yaşamına, karar alma ve sorumluluk çerçevelerine; Üçüncü bölüm, araştırma grubunun Kadına yönelik şiddet algısına, şiddeti gerekçelendirme hallerine, şiddet sırasında ve sonrasındaki tutumlarına, şiddetle baş etme hallerine; dördüncü bölüm ise kadınların yaşadıkları kentin belediye hizmetlerine dönük görüş öneri ve beklentilerine odaklanmıştır.
Verilen yanıtlar SPSS ortamına aktarılarak nicel analize tabi tutulmuştur.
ÖZET VE SONUÇ
Ergani, Artuklu, Nusaybin ve Kızıltepe’de gerçekleştirilen Kadın Profili ve Kadına Yönelik Şiddet Farkındalığı araştırması, dört ilçede kadınların yaşam koşulları, şiddet deneyimleri ve destek mekanizmalarına erişimi açısından hem ortaklaşan hem de ayrışan örüntüleri görünür kılmaktadır. Bulgular genel olarak değerlendirildiğinde, Artuklu, Kızıltepe ve Ergani’nin birçok başlıkta birbirine yakın profiller sergilediği, buna karşılık Nusaybin’de kadınlar açısından daha olumsuz ve yoğunlaşmış göstergelerin öne çıktığı görülmektedir.
Artuklu, Kızıltepe ve Ergani, eğitim düzeyi, istihdama katılım, şiddetin sıklığı ve destek mekanizmalarına erişim gibi alanlarda görece benzer eğilimler göstermektedir. Her üç ilçede de şiddet yaygın bir sorun olmakla birlikte, şiddetin daha çok dönemsel biçimde raporlandığı; destek alma ve kurumlara başvuru oranlarının Nusaybin’e kıyasla görece daha dengeli seyrettiği görülmektedir. Bu benzerlik, iki ilçenin sosyo-ekonomik yapısı, kent merkezine görece yakınlık ve hizmetlere erişim olanaklarıyla ilişkili okunabilir.
Nusaybin ise araştırmanın neredeyse tüm kritik başlıklarında daha olumsuz sonuçların yoğunlaştığı bir ilçe olarak öne çıkmaktadır. Çocuk yaşta evlilik ve doğum oranlarının yüksekliği, düşük eğitim düzeyi, istihdamdan dışlanma, şiddetin daha süreğen yaşanması, susma davranışının yaygınlığı ve kurumsal desteklere erişimin son derece sınırlı olması, Nusaybin’de kadınların çok katmanlı bir kırılganlık içinde yaşadığını göstermektedir. Ancak bu olumsuz tabloyu yalnızca “daha fazla şiddet” şeklinde okumak eksik kalacaktır. Nusaybin’de kadınların şiddeti adlandırma, tanımlama ve dile getirme düzeylerinin görece yüksek olması, olumsuz göstergelerin daha görünür hale gelmesinde belirleyici bir rol oynamaktadır. İlçede uzun süredir var olan kadın örgütlenmeleri, sivil dayanışma ağları ve politik/toplumsal farkındalık, kadınların yaşadıklarını ifade etme eşiğini düşürmekte; bu da verilerde daha sert ve açık bir tablo ortaya çıkarmaktadır.
Kızıltepe ise birçok başlıkta Artuklu’ya yakın bir görünüm sunsa da, özellikle şiddetin tanımlanması, ekonomik ve toplumsal baskıların dile getirilmesi ve aile dağılmasın/çocuklar sahipsiz kalmasın gerekçesinin yüksekliği ile özgünleşmektedir. Kızıltepe’de şiddetin “normal” olarak adlandırılmaması dikkat çekici olmakla birlikte, şiddete katlanmanın çoğu zaman kaçınılmaz bir yaşam stratejisi olarak görüldüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca “şiddeti uygulayanın düzeleceği” ya da “anne-baba evine dönmenin daha zor olacağı” gibi gerekçelerin burada görünürleşmesi, şiddet döngüsünün umut, çaresizlik ve yapısal seçenek yoksunluğu üzerinden sürdüğüne işaret etmektedir.
Genel olarak araştırma, kadına yönelik şiddetin dört ilçede de bireysel olaylar zinciri değil; ekonomik bağımlılık, bakım yükü, toplumsal cinsiyet normları, aile/akrabalık baskısı ve kurumsal erişim yoksunluğu ile iç içe geçmiş yapısal bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır. Nusaybin’deki daha olumsuz göstergeler, kadınların daha fazla şiddet yaşamasından ziyade, yaşanan şiddetin daha görünür ve ifade edilebilir olmasının bir sonucu olarak da okunmalıdır. Bu bulgular, yerel yönetimler ve politika yapıcılar açısından, tek tip müdahaleler yerine ilçelerin özgün sosyal dokusunu, kadınların farkındalık düzeyini ve mevcut örgütlenme kapasitelerini dikkate alan bütüncül ve yerel odaklı politikaların gerekliliğine işaret etmektedir.





