Van’daki mültecileri konuştuğumuz Yüksel Genç: Sınırlar yaşam hakkı için açık olmalı

Sosyo Politik Saha Araştırma Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç ile Van’da mültecilerle ilgili yaptıkları araştırmayı konuştuk.

 

İnanç YILDIZ
Diyarbakır

Sosyo Politik Saha Araştırma Merkezi, yakın zamanda mülteci ölümleriyle gündeme gelen Van’da bir saha araştırması yaptı. Araştırmada Van’da bulunan mültecilerin sorun, talep ve beklentileri ile kentte bulunan yerleşik halkla kurulan ilişki uyum ve kabul sorunlarına cevaplar arandı. Söz konusu araştırmayı Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç Evrensel’e değerlendirdi. Mültecilerin yoksulluk ve yoksunluğun en dibini yaşadığını söyleyen Genç, “En çok da umutları ölüyor” dedi. Mültecilerin “İstenmeyen misafir” formundan çıkarılması gerektiğini dile getiren Genç, “Sınırların yaşam hakkı için tümden açık olması gerekiyor. Ancak öyle bir durumda insan kaçakçılığı, insan ticareti gibi olgulardan köklü kurtulunabilir. Yoksa insan kaçakçılarına en yüksek cezayı verseniz de durum değişmez” diye konuştu.

YOKSULLUK VE YOKSUNLUĞUN EN DİBİNİ YAŞIYORLAR

-Van’a gelen mülteciler ne gibi sorunlar yaşıyor?

Tüm başka ülke ve kentlerdeki mültecilerle ortak sorunları yaşıyorlar aslında. Nedir bunlar? Barınma, beslenme, sağlık gibi temel ihtiyaçlara erişim, güvende hissetme ihtiyacı, gittikleri kentin yerel halkı ile iletişim kuramama, dil problemi ile daha da derinleşen yabancılık, yerel halk tarafından kabul edilmeme, dışlanma, ötekileştirilme, potansiyel suçlu olarak algılanma, güvensizlik, hayatlarını idame ettirebilecekleri kadar kazanabilecekleri iş bulamama, bulsalar bile güvencesiz ucuz iş gücü olarak kullanılmaktan kurtulamama… vs. Aslına bakarsanız mülteci olduğu andan itibaren insanlar yoksulluk ve yoksunluk hallerinin en dibini yaşadıkları gibi, “İstenmeyen misafirler” olarak ya saldırıların ve suçlamaların hedefi ya da görünmez kılınarak hiçleştirilmenin ağırlığı altında yaşamaya çalışıyorlar. Diğer kent ve ülkelerdeki mülteciler gibi Van’a gelen mülteciler de ne yazık ki bu sorunlara muhataplar ve bu sıkıntılarla baş etmeye çalışıyorlar.

– Sizin araştırmanızda daha çok neler öne çıktı?

“Maddi sorunlar”, “dil /iletişim Problemleri” ve “şehirden giriş-çıkış iznine” ilişkin sorunlar ilk üç sırada yer alıyor. Van’da mültecilere dönük bir tür acıma üzülme haline nispeten daha fazla tanık olunmuş olsa da yukarıda saydığımız sıkıntıları insanlar yaşıyorlar. Ayrıca yerel halktan önce mültecilerden öğrendiğimiz kadarıyla Van’da güvenlik güçlerinin de hedefi durumundalar. Zira her 3 mülteciden 2’si polis şiddetine uğradığını, yarısından fazlası da buldukları barınma mekanlarında ihbar gerekçesiyle sıklıkla baskınlara maruz kaldıklarını, kendilerini güvende hissetmediklerini, başka kentlere gitmeye çalıştıklarını, ancak oralarda da tablonun aynı olma olasılığı yüzünden gitme konusunda isteksiz olduklarını ifade ettiler.

Öte yandan Van iki dilli bir kent. Mülteciler Van’ı geldikleri ülkelerin kültürel dokusuna yakın hissetseler de kentin çift dilli dokusunda hangi dili öğrenmeleri gerektiği konusunda da sıkıntılar yaşıyorlar. Yerel halkla entegre olabilmek için Kürtçe ihtiyaç iken, resmi dil olarak Türkçeyi de öğrenmek zorunda hissediyorlar.

Yine güvenlik birimlerinden gördükleri  şiddet dışında darba, hırsızlığa, gasba, rehin alınmaya, kimi çetevari grupların yönelimlerine maruz kaldıklarını söyleyen azımsanmayacak bir mülteci grubu var.

Yüksel Genç | Fotoğraf: İnanç Yıldız/Evrensel

SOKAKTA YAŞAYANLAR AZ DEĞİL

 – Yaptığınız araştırmaya katılanların yüzde 15’ini sokakta yaşayan mülteciler oluşturuyor. Neden böyle bir tabloyla karşı karşıya kalıyorlar?

Birkaç nedeni var; Birincisi mülteciye ev vermek istemeyenlerin varlığı, ikincisi barınacak evin ya da odanın kirasını ödeme güçlüğü, üçüncüsü  ailesi olmayan bekara, erkeğe ev vermek istememekle ilgili genel tutumların aşılmamış olması, dördüncüsü kimlik, ikamet edebilmeyi sağlayacak oturma izni, kimlik yerine geçecek kağıt gibi bir belgeye sahip olmamanın getirdiği ev tutma güçlükleri, beşincisi devletin mültecilere barınacak mekan temin etme sorumluluğunu savsaklıyor olması altıncısı; yüzde 90’ı düzensiz göç, yani kaçak yollarla yurda girmişler. Bunun getirdiği hukuki yaptırımlardan, geri iadeden korkma, geri gönderme merkezlerinde tutulma korkusu vs. Kuşkusuz başka nedenlerde var ancak ilk akla bu 6 neden geliyor doğrusu.

ŞİDDET, BASKI, İŞSİZLİK BAŞKA KENTLERE YÖNLENDİRİYOR

  -Gelenler bu kentte yaşamayı tercih etse de bir süre sonra batıya göç ettiğini görüyoruz. Buralarda neden barınamıyorlar?

Elbette Van’daki mülteciler de insanca, güvende yaşayabilecekleri kabul ve uyum problemlerini daha rahat aşabilecekleri kentlere gitmeyi istiyorlar. Az önce de bahsettiğim gibi aslında Van’a gelen mülteciler kültürel doku olarak kenti çok yabancı bulmuyorlar ve kalmak istiyorlar. Ancak ilk olarak gördükleri şiddet ve baskınlar onları daha güvende hissedecekleri kentlere yöneltiyor. İkincisi Van işsizlik ve yoksulluğun giderek derinleştiği bir kent. Gerek devlet ve yerel idari otoritelerden gerek ise sivil toplum ve halktan yeterli desteği göremiyorlar, yaşayabilmek için işe ihtiyaç duyuyorlar. Ancak kentte iş olanakları çok sınırlı, ciddi istihdam problemleri var. Güvencesiz ve çoğu günübirlik işlere gitmek zorunda kalıyorlar. Bir kısmı ülkesinde yaptığı hurdacılık esnaflık, çöp toplayıcılığı gibi işler yapsa da, yüzde 41.7’si işsiz, yüzde 18.3’ü de ücretsiz ev işçisi yani ev kadını.

BİR TÜR GÖRÜNMEZ KILINIYORLAR

-Yerel halkla aralarındaki ilişki nasıl?

Yapılan çalışmaya göre mültecilerin yüzde 86.7’si Van’da yabancılık ve dışlanma yaşadıklarını dile getiriyorlar. Buna karşın mültecilerin yüzde 58.3’ü “Yerli halk ile uyum sorunu yaşadıklarını”, bu uyum sorununun başında da kullanılan dilin geldiğini belirtiyorlar. Yine “Kent sakinlerinin size yaklaşımlarını değerlendirmenizi istersek ne dersiniz?” sorusuna yüzde 36.8’i beslenme, barınma gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılamamızda yardımcı oldular; yüzde 23.3’ü bizi bağırlarına bastılar; yüzde 18.3’ü bizi görmemeyi tercih ediyorlar, yüzde 8.3’ü dışladılar, yüzde 8.3’ü kötü davrandılar, yüzde 3.3’ü ayrımcı yaklaştılar demiş.

– Ayrımcı tutum var mı?

Yanıtlarından anlaşıldığı kadarıyla yerel halkı dışlayıcı ve ayrımcı diye niteleyen mültecilerin toplam oranı yüzde 19.9. Ancak görmezden gelme tutumunun da bir tür dışlayıcılık olduğunu hatırlatmakta fayda var. Öte yanda yerel halkın önemli bir kesimi mültecilerin Van’ı demografik-kültürel- ekonomik olarak olumsuz değiştirdiğine inanıyor. Mültecilerle teması olan sadece yüzde 7.5. Yarısından çoğu bu göçlerin gündelik hayatlarını etkilemediğini söylese de yüzde 45’i mültecilerle aynı kentte yaşamak istemiyor. yüzde 52.5’i aynı binada ya da sokakta yaşamak istemiyor. Yüzde 97’si mültecilerin ülkelerine dönmesini istiyor, yüzde 52.5’i mültecilerden alabildiğine uzak duruyor ve karışmıyor.

Anlaşılacağı üzere yerel halkla mümkün olduğunca sınırlı ilişki kuruluyor, hakeza yerel halkta mümkün mertebe mültecilerle sınırlı ilişki kuruyor. Mümkün mertebe temas etmemeye çalışıyorlar. Aslına bakarsanız yerli halkın da yerel otoritelerin de genel tutumu mülteciyi görmemeye çalışmak. Bir tür görünmez kılınıyorlar. Ki bu da başlı başına bir ayrımcılık hali.

MÜLTECİ HAKİKATİYLE YÜZLEŞİLMELİ

Bu tutumun kırılması için neler yapılması gerekiyor?

Van’da kalmak isteyen, orda yaşamak isteyen mülteci sayısı her geçen yıl artıyor. Artık Van’ın bir geçiş kenti ve güzergahı olmadığını, bir mülteci kenti olduğunu kabul etmek, bu yeni hakikatle de yüzleşmek gerekiyor. Kent idari sisteminin de, kentte ki sosyokültürel-ekonomik dokunun da buna uyarlı biçimde dönüşmesi gerekiyor.  Ancak görebildiğimiz kadarıyla ne yerel ve idari otoriteler buna hazırlanıyor, ne de Van halkı…

SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR POLİTİKA OLUŞTURULMALI

– Bir de ankette ortaya çıkan yanlış bilinen tutumlar var. Bu tutumlar genelde mültecilerle yerel halkı karşı karşıya getiriyor ve gitmeleri isteniyor. Bu tür olumsuz algıların ortadan kaldırılması için neler yapılmasını önerirsiniz?

Birincisi yerel halkın mülteciler hakkında sağlıklı kanallarla bilgilendirilmesi gerekiyor. Zira çalışmamıza göre halkın yüzde 60’ı kişisel gözlemlerinden mülteciler hakkında bilgi sahibi olduğunu söylüyor. Kalanın çoğunluğu ise internet ve sosyal medya haberleri üzerinden bilgi sahibi. Bu tür bir bilgilenme hali ön yargıları besliyor. Halk mülteciler hakkında sıklıkla ve doğru biçimde enforme edilebilmeli. İkincisi; bir şekilde yerli halk ile mültecilerin temas oranını arttırmak, bu görünmez kılma haline son vermek gerekiyor. 3’üncüsü idari ve yerel otoritelerin mültecilere ilişkin sağlıklı ve sürdürülebilir bir politika oluşturması gerekiyor. Mültecilerin Van’da temel insan hak ve özgürlüklerine uygun yaşaması konusunda açıktan sorumluluk üstlenilmesi gerekiyor. Potansiyel suçlu olarak algılanmalarına yol açan algılarla mücadele edilmesi gerekiyor. * Yüzde 90’ı savaş ve siyasi nedenle o kentteler. Ülkelerindeki savaş ve siyasi kaos bitmediği sürece de büyük kısmı dönmeyecek. Bu hakikate uygun mekanizmalar kurmaları gerekiyor. Yine sivil toplum örgütlerine çok iş düşüyor. Özellikle kentteki kabul ve uyum süreçlerinin sağlıklı yürütülmesi için.

Yine elbette kentteki yoksullukla mücadelenin de mültecilerin kabul edilmelerine katkısı büyük olacaktır. Aslına bakarsanız bir kentin sakinleri ne denli kendilerini güvende ve güvencede hissediyorsa mültecilerde o denli güvende ve güvencede yaşar. Dolayısıyla Van için de bu formül geçerli.

UMUTLU DEĞİLLER

– Geleceğe yönelik neden umutları yok ve ülkelerine geri dönmek istemiyorlar. Halbuki umuda yolculuğa çıkarak bu gelişler sürüyor. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Van’da mültecilerin çok büyük kısmı Afganistanlı mültecilerden oluşuyor, diğerleri Suriye, İran ve Iraklı mülteciler. Ülkelerindeki devam eden savaş ve siyasi kaos, can güvenliği korkusu, daha iyi bir yaşam isteği ne yaşarlarsa yaşasınlar geri dönme isteklerini zayıflatıyor. Dediğiniz gibi bir tür umuda yolculuktur, mülteciliğin hikayesi. Ancak bizim araştırmada da görüleceği üzere en çok da umutları ölüyor bu insanların ya da umut edemez hale geliyorlar.

Araştırmamıza göre sadece yüzde 13.3’ü iyi bir geleceği olacağına inanıyor. Kalan büyük çoğunluk için gelecek belirsiz ve umutlu değiller. Yine yüzde 91.7 gibi çok büyük kesimi kentte yaşayanlardan bir talepte de bulunmuyor. Büyük kısmı düzensiz göçlerden oluşan mülteciler için ne sınırı aşmak kolay gerçekleşiyor ne de sınırdan sonrası. Oldukça ağır ve gayriinsanı koşullara muhatap oluyorlar. Günün sonunda vardıkları yerde gördükleri onca çekilenin karşılığı değil elbette…

‘İSTENMEYEN MİSAFİR’ FORMUNDAN ÇIKARILMALI

– Van son yıllardan mülteci ölümleriyle gündeme gelen bir kent oldu. Buna yol aşan etkenleri nelere bağlıyorsunuz?

Az önce de söyledim yüzde 90’ı kaçak yollarla, insan tacirlerinin insafına kendini terk ederek geliyor. Çoğu bu yolculukta mevsim şartlarına ya da güvenlik kaygılarıyla kaçakçının onlara reva gördüğüne katlanıyor. Son iki vaka bunlara örnektir; Kış koşullarında dağları aşarken donarak hayatını kaybetmiş onlarca mültecinin haberi henüz soğumadan,  Son Van Gölü faciasına -ki o bir facia olmaktan öte bir katliam-  tanıklık etmek zorunda kaldık. Kendini güvende hissedeceği yerde yaşama hakkı bir insan hakkıdır, bir yaşam hakkıdır aslında. Dolayısıyla sınırların yaşam hakkı için tümden açık olması gerekiyor. Ancak öyle bir durumda insan kaçakçılığı, insan ticareti gibi olgulardan köklü kurtulunabilir. Yoksa insan kaçakçılarına en yüksek cezayı verseniz de durum değişmez; Yaşamı tehlikede olan daha güvenli bulduğu yere bir şekilde akar, hakkıdır bu. İkincisi mültecilere kötü muamele ve davranışlar ağır cezalandırılmalı, kolluk bu tür uygulamaların ve korkunun ana adresi olmaktan çıkmalı. Ayrıca Cenevre Sözleşmesi’nin mültecilere ilişkin maddeleri açıklıkla uygulanmalı. Mülteciler “İstenmeyen misafir” formundan çıkarılmalı, onlar belki de geleceğin yurttaşı. Ona göre idari, yasal ve psiko-kültürel dokular yapılanmalı. Üçüncüsü bizim çalışmadan öğreniyoruz ki mültecilerin çoğu hiçbir desteğe, kontağa, yol bilgisine, karşılaşacakları durumlara ilişkin bilgi sahibi değiller. Bu durum da yaşamsal riskleri daha kolay üstlenmelerine yol açıyor. Tüm bunlar aşılmaz ise korkarım ki daha çok faciaya tanık olacağız…

Habere erişim için tıklayınız

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz