TÜRKÇE DIŞINDAKİ ANADİLLERE DÖNÜK BİR YILLIK HAK İHLALLERİNE İLİŞKİN BASIN TARAMASI RAPORU

0
180

TÜRKÇE DIŞINDAKİ ANADİLLERE DÖNÜK BİR
YILLIK HAK İHLALLERİNE İLİŞKİN BASIN
TARAMASI RAPORU

ŞUBAT 2022

 

Her toplum kendi ihtiyaçlarından yola çıkarak bir dil oluşturmuştur. Coğrafık ve doğa koşullan, yaşam biçimi dillerinin yapısını oluşturmuş ve o toplum ile özdeş hale gelmiştir. Dil yalnızca bir ifade aracı ya da ortamı değildir; ifadenin içeriğini ve anlamını renklendirir. Dil ifadenin biçimiyle ve içeriğiyle öylesine sıkı sıkıya bağlantılıdır ki, eğer kişi kendi seçtiği dili kullanma özgürlüğünden edilir ise dil anlamında gerçek bir ifade özgürlüğü olamaz. Dil, bir halkın kendi kültürel kimliğini, sayesinde ifade edebildiği bir araçtır. Ayrıca bireyin kendi kişisel kimliğini ve bireysellik duygusunu ifade edebildiği bir araçtır.

Anadolu topraklarında konuşulan dillerden başta Kürtçe olmak üzere birçok dil 1923 yılından itibaren yasaklanmaya başlamıştır. Anadolu topraklarında yaşayan halkların dilleri, köyleri, bölgeleri, kasabaları, çeşmeleri, dağlan, ovalan, yeni doğan çocuk isimleri tamamen Türkçeleştirilmeye ve dolayısıyla bu dillerle birlikte kültürler de ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.

Türklerin yaşadığı bölgelerin dışındaki alanlara Türk göçmenler getirilip yerleştirilip, bu alanlarda dil dolayımıyla kültürün de unutturulması hedeflenmişti. Başta Kürtçe olmak üzere Lazca, Hemşince, Pomakça, Ermenice, Süryanice ve daha birçok dil uzun yıllar boyu kamusal alanda kullanılmadığından, edebiyat dili, bilim dili olarak gelişimleri çok zorlu süreçlerle karşılaştı. Kamusal alanda kullanılmamak birçok dil için bu topraklarda -neredeyse- yok olma tehlikesi yaşadı, yaşıyor. Fakat gerek coğrafi alan genişliği gerekse de nüfus faktöründen kaynaklı Kürtçe günlük kullanımdan düşmedi. Gelişti ve özellikle müzik ve edebiyat alanındaki gelişim Kürtçe’nin kaybolmasının önüne geçmekle birlikte güçlü bir dil haline gelmesine olanak sağladı.

19 Ekim 1983 tarihinde çıkan 2932 sayılı yasa 1991 yılında iptal edilmiş olmakla birlikte, Türkçe hala Anayasaya göre tek resmi dil durumundadır ve eğitimde, medyada, siyasi hayatta ve birçok başka alanda öteki dillerin kullanımına ilişkin hala birçok kısıtlama bulunmaktadır.

2932 sayılı yasa ile Türkiye’de Türkçe dışında konuşulan bütün diller neredeyse özel hayatta bile yasaklanmış durumdaydı. Yasa, Türk vatandaşlarının anadilinin Türkçe olduğunu ilan etmekte ve başka bir dilin bir anadil olarak kullanımına ilişkin her türlü etkinliği yasaklamakta ve Türkçe dışında herhangi bir dilde plak, teyp ve görsel-işitsel malzemeyi yasadışı saymaktaydı.

Kendi imkân ve olanaklarıyla gelişimini sürdüren Kürtçe üzerindeki baskılar ise hiçbir zaman son bulmadı.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkçe dışındaki anadillere karşı takınılan tavır açısından Mardin’de belediye ve Halkevi başkanı Aziz Uras’ın belediye meclisine sunduğu teklif oldukça açıklayıcıdır: “Hangi Mardinli kati bir zaruret olmadan Türkçeden başka bir dille konuşursa ufacık bir ceza versin, mesela 10 kuruş veya 25 kuruş, bu da bizzat telkinin müeyyidesidir. Fakat bütün bunları yaparken hemşeri ailevi bir oyun oynadığına tamamıyle zahib ve kani olmalıdır.” Halkevinin 1935 broşürüne göre ise; “Şimdi herkes bu oyuna aynı zevk ve neşe ile devam etmektedir. Hemşeriler birbirlerini yakalamak için uğraşmakla, yabancı diller ışıl ilme inekledir.” Daha sonraları bu taleplerin Türkiye genelinde pratiğe yansıdığı görülmüştür. Kamusal alanda konuşmanın cezası 5 kuruş olarak belirlenmiştir. Böylelikle, Türkçe dışında ana dili olanların bu dili konuşmalarının meşru olmadığının ve suç işlediklerinin içselleştirilmesinin hedeflendiği görülebilecektir. Ek olarak, ifadede görüldüğü gibi, birbirlerini ihbar etme üzerinden, alenen muhbirlik ‘tavsiye edilmekte’, mikro iktidar oluşumlarına zemin hazırlamakta ve ailevi bir oyun oynama adı altında yumuşatılmaya çalışılmaktadır. Oyun olarak tanımlanan bu durum güvensizlik ve korku zemini oluşturmakta, “eğer ailedensen bu oyuna katılmalısın” alt metni karakter aşınmasına yol açabilmektedir.

Cumhuriyet’in ilk yılları ile başlayan anadil yasaklan 80’ler, 90’lar derken 2000’li yıllara kadar Kürtçe’ye karşı aynı ‘kararlılık’la ulaştı. 2006 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir’in TBMM başkan ve üyeleri ile çeşitli devlet erkânına “Sersala We Piroz Be” (Yeni yılınız kutlu olsun) yazılı yeni yıl kutlama tebriki göndermesi iddiaları üzerine İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişlerince soruşturma açıldı. Yine devamında 2007 yılında Diyarbakır Sur İlçe Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş Sur Belediyesinde Kürtçe’nin kullanılmasından kaynaklı meclis üyeleriyle birlikte görevden alındı.

2010 yılında ise Ağrı’nın Patnos İlçesinde 4. Sınıf Öğrencisi Onur Tekin sınıfta Kürtçe konuştuğu için öğretmeni tarafından önce 1 liralık para cezasına çarptırıldı, parayı ödemeyince de dayağa maruz kaldı.

Çoğaltılabilecek onlarca belki yüzlerce örnekle birlikte Türkçe dışındaki anadillerin sadece kamu kurulularında değil kamusal alanlarda da kullanımının halen konuşanlar için ‘risk teşkil ettiğini’ söyleyebiliriz.

SosyoPolitik Saha Araştırmaları Merkezi olarak 21 Şubat Dünya Anadil Günü için 1 Ocak 2021-18 Şubat 2022 tarihleri arasında Türkçe dışındaki anadillere dönük baskılarla ilgili basına yansıyan haberleri derledik. İlgili tarih aralığında ajans ve gazetelere (Mezopotamya Ajansı, Bianet.org, Evrensel.net) yansıyan haberlerden derlediğimiz bilgilere göre, Türkiye’de konuşulan Türkçe dışındaki anadillerden olan Kürtçe’ye yönelik 38 hak ihlali tespit etmiş olup, derlediğimiz ihlalleri aşağıdaki tabloda sıraladık.

Raporun tamamına erişim sağlamak için tıklayınız.